URLA HAKKINDA

Urla, limanı ve art bölgesi, merkezi konumu, tarihi eserleri, kültürel değerleri ve 7500 yılın üzerinde bu topraklarda yaşam bulmuş insan faktörüyle bir mozaikler bütünüdür. Yarımada konumunun yarattığı iklim, doğal bitki örtüsü ve bereketli toprakları nesiller boyunca huzurlu ve uzun ömürlü insanlara ev sahipliği yapmasına sebep olmuştur.

Doğal ve Sağlıklı Yaşamın simgesi Urla; ekolojik alanları ve tarımsal arazilerini koruyan, gelenekleri ve yerel kültürüne sahip çıkan agroturizm ve gastronomi turizmi alanında seçkin bir destinasyon haline gelmiştir.

Urla destinasyonu hem tarihi arka planı hem de doğal güzellikleri açısından zengin bir bölgedir. Hem bu zenginliği korumak hem de yerel halkın bu zenginlikten faydalanmasını sağlamak için kıymetli tarımsal ürünümüz Enginarı festival ile taçlandırarak bir kırsal kalkınma modeli yarattığımıza inanıyoruz.

İlk Enginar festivalimizden bu güne ekili tarımsal arazilerimiz ve yerel halkın tarımsal üretkenliği büyük artış göstermiştir. Ayrıca festival Urla’nın agroturizm alanında tanınırlığının yanı sıra gastronomi alanında da öne çıkmasını sağlamıştır. Urla her geçen gün daha çok sayıda doğaya duyarlı, gastronomi ve mutfak kültürüne önem veren insanlara ev sahipliği yapmaktadır.

demo

URLA TARİHİ

LİMAN TEPE - KLAZOMENAİ - URLA

Batı Anadolu sahil kesiminin en önemli yerleşmelerinden biri olan Liman Tepe, Kalkolitik Çağ’dan Roma Dönemi sonuna kadar süren kesintisiz iskân tarihi açısından da ünik bir karakter ortaya koymaktadır. Ele geçen buluntular ışığında, kentin en eski kültür tabakalarından itibaren denizaşırı ticaret ilişkilerinin merkezinde olan güçlü bir liman kenti konumunda olduğu anlaşılmaktadır. Erken Tunç Çağı’nda şehircilik anlayışının da devreye girmesiyle daha farklı bir boyut kazanan bu merkez Klasik Çağlar’da Klazomenai adını almıştır.

M.Ö 1200 yıllarında başlayan Ege Deniz Kavimleri Göçü ile Batı Anadolu yeni bir siyasi yapı kazanmış, site devletleri birer uygarlık merkezi hâline gelmiştir. Bu şehirler Efes, Selçuk, Kolofon, Milet, Myus, Priene, Lebedos, Erthrae, Klazomenai, Phokaia (Foça), Smyrna (İzmir) ile Khios (Sakız) şehirleridir.

12 İON kenti olan Panionion şehir devletleri birliği kurulmuştur.

M.Ö. 8yy gelindiğinde Klazomenai siyasi oluşumunu tamamlayarak uygarlık tarihinde ki yerini almış ve şehir devletler sistemine katılmıştır. Phrygia, Kimmer, Lidya akınlarının yarattığı tahribat yapılan kazı çalışmalarında yanık seramik ve diğer buluntularda kendisini göstermektedir.

M.Ö. 6yy da başlayan Pers istilasının M.Ö. 499’da başlayan İonia ayaklanması ile Persler tarafından sert bir şekilde bastırılması ve başlayan olaylar sonunda halk anakaradaki kenti terkederek karşı kıyıdaki bugün Karantina Adası adıyla bilinen  adadaki yerleşmelerinin M.Ö. 4. yüzyıl içinde de sürdüğü antik kaynaklardan bilinmektedir. Aristoteles'in  hem arazinin fiziki yapısının uygun olmamasından, hem de Ada'da (Klazomenai'de) oturanlarla, Anakara'da (Khyton'da) oturanlar arasındaki kavgadan dolayı, bu kenti de iki bölgeli kent örnekleri arasında saymıştır.

Makedonya Kralı Aleksandros’un, M.Ö. 334 yılında yapılan Granikos Savaşının arkasından  son bulmuş  Klazomenai’lilerin de bir daha geri dönmemek üzere anakarayı terk edip, yaşamlarını adada sürdürmeleri eş zamanlı gibi görünmektedir. Roma ile yapılan, M.Ö. 188 tarihli Apameia barışı sonrasında Klazomenai Romalılar tarafından özgür bırakılan kentler arasında yer almaktadır ve Drymoussa (Bugünkü Uzunada) adasının da kent topraklarına katılmasına izin verilmiştir.

İmparatorluk döneminde görece küçük bir kent olarak kalan Klazomenai’nin sikkelerinde imparator portresi yanısıra hem eskiden beri kullanılan kanatlı domuz ve koç figürleri, hem de Dionysos, Asklepios, Kybele, Zeus ve filozof Anaksagoras gibi özgün figürler yer almaktadır. M.S. 5. yüzyılda adadaki kentin terkedildiği anlaşılmaktadır. M.S. 451’deki Khalkedon konseyi, M.S. 530’daki Hierokles listeleri ve daha sonraki bazı piskoposluk listelerinde adı anılan kentin bu dönemlerde, bir kilise yıkıntısı ve Bizans çağı yazıtları saptanan Gülbahçe Köyü’nde yer alması mümkün görünmektedir.

Kaynak:
Prof. Dr. Hayat Erkanal, Ankara Üniversitesi, ANKÜSAM
Prof. Dr. Yaşar Erkan ERSOY, Hitit Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi

demo